Ben kimim?

Lori Meakin, markaların insanların kimliklerini nasıl oluşturduklarına dikkat çekerken; çeşitliliğin de altını çiziyor ve markaların eski modelleri, anlayışları neden bırakmaları gerektiğini anlatıyor.

Kültürler arası psikolog Esther Perel, modern ilişkilere dair içgörüleriyle ünlü. Kendisi, son zamanlarda yaptığı konuşmalarda, marka çalışmalarımızda karşılaştığımız zorluklara açıklık getirdi.

Büyükanne ve büyükbabalarımızın zamanındaki “üretim ekonomisi” ve ebeveynlerimizin neslinin “hizmet ekonomisi”nin yerini, bir ilişkideki temel itici gücün “kendi kendinin en iyi versiyonu olma arzusu” olduğu “kimlik ekonomisine” bıraktığını savundu.

Bu nesil için hayatın temel soruları “ben kimim ve sen benim kim olmama yardım edeceksin?” haline geliyor. İnsanlar pandeminin kendilerini nasıl tanımladığını veya yeniden tanımladığını düşündükçe, yaşamlarındaki markaların, kendi kimliklerini nasıl yansıttığına yeniden bakıyorlar.

Markalar genellikle müşterilerini anlamaya çalışırlar, ancak bu arada öncelikle kendileri hakkında sorular sormaya odaklanırlar. Ama Perel’in analizi, teleskopun yanlış ucuna bakmakla meşgul olup olmadığımızı merak etmeme neden oldu.

Bu yeni “kimlik çağı”nda, belki de bu düşünceyi tersine çevirmemiz gerekiyor. Ya burada önem arz eden; bizim markamız değil de, bu kimlik neslini oluşturan her bir bireyin “markalaşması” ise?

Marka koruyucuları olarak markamızın kim olduğu hakkında daha az; ancak birinin kim olduğunu, nereye gittiğini ve neyle ilgili olduğunu ifade etmek için markamızı nasıl ve neden seçebileceği hakkında daha fazla düşünmeliyiz.

Bu, alıştığımız düşünce yapısının değişmesi demek. Ve g.ründüğü kadar basit değil. Net roller ve kuralların olduğu günler sona erdi. Her şey konuşulup tartışılmalı; buna kimlik de dahil…

Belirsizliği kucaklamak

Yakın zamanda yapılan bir GLAAD araştırması, nüfusun %12’sinin LGBT+ olarak tanımlandığını ve Ipsos Thinks’in Beyond the Binary raporunda belirttiği gibi, ortaya çıkan çok çeşitli olası yaşam tarzları, tutumlar ve davranışların homojenlikte bir bozulmaya yol açtığını ortaya koydu. Buna cinsellik de dahil.

Tüm markalar eski modeller üzerine düşünmeyi bırakmalı ve bu belirsizliği benimsemeli. Bu, kendilerini uzun süredir moda, kozmetik, araba ve alkol gibi “kimlik markaları” olarak düşünenler için özellikle önemli.

2015 yılına kadar Y kuşağının yarısı, cinsiyetin sadece erkek ve kadın kategorileriyle sınırlandırılmaması gerektiğine inanıyordu. Örneğin, 2018’deki gençlerin yalnızca %39’luk bir kısmı cinsiyete özel ayakkabı almayı tercih ediyor. Bu nedenle, vitrinlerini LGBT+ desteğini göstermek için bir Pride gökkuşağı bayrağıyla süsleyen ve erkek giyim ile kadın giyimini ayırmaya devam eden moda markaları, bu noktayı epeyce gözden kaçırmış görünüyor.

Cinsiyet, kimlik buzdağının yalnızca görünen kısmı. 2018’de Baby Boomer’ların %88’i tamamen heteroseksüel olarak tanımlanırken, diğer yaş gruplarında bu rakam belirgin bir şekilde düşüyor: X Kuşağı için %85, Y kuşağı için %71 ve Z Kuşağı için sadece %66.

Tüm cinsel kimlikleri ve cinsiyet kimliklerini kabul etmek ve bunlara saygı duymak, markalar için sadece bir iş fırsatı değil, aynı zamanda toplumsal bir zorunluluk.

Çağımızın en büyük sorusu “ben kimim ve kim olmama yardım edebilirsin?” ise, insanların kendilerini tanımlamakta kullanıdkları tüm yolları anlamak için daha çok çalışmalıyız. Fikirlerimizde ve yaptığımız şeylerde “nesil kimliğini” temsil edeceksek, keşfedip anlamamız gereken çok şey var. Bu nedenle, pandemi yılını geride bıraktığımıza göre 2020’nin etkilerini değerlendirmek için bolca zamanımız var. 2020 ile birlikte yeni bir on yıla girmişken, kendime basit sözler vereceğim: Hayatımdaki insanları, kuruluşları ve markaları, sadece erkek veya sadece dişiliğin ötesine bakmaya teşvik etmek ve insanların marka hikayelerini anlatmalarına yardımcı olmak için markamızı nasıl kullanabilecekleri hakkında daha fazla düşünmek.

2030 şafağına kadar bunların bizi nereye götüreceğine dair hiçbir fikrim yok. Ancak bu olasılıkları keşfetme konusunda hiç olmadığı kadar heyecanlıyım.

Joint Kurucusu

Lori Meakin

 

 

 

Bu yazı ilk olarak Campaign Türkiye’nin 109. sayısında yayımlanmıştır.

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.