Aslında hepimiz birer astronotuz

Rogue One’ın son sahnesinde Prenses Leia’nın tek sözü “umut”tu. Belki de uzaya doğru uzanmadan ve uzaydan kendimize bakmadan Dünya için tekrar umut beslememiz mümkün değil.

Frank White “The Overview Effect” isimli kitabında uzaya ve Ay’a giden tüm astronotların büyük bir hayranlıkla sürekli Dünya’ya bakma isteği duyduklarını söylüyor. Uzaya gitmenin arkasında yatan temel neden bilinçdışında Dünya’ya uzaydan bakma isteği bile olabilir.

Astronotların uzaydan Dünya’ya baktıklarında birden ve çok güçlü bir şekilde Dünya’daki savaşların, sınırların ve tartışmaların ne kadar anlamsız olduğunu fark etmeleri çok anlamlı. Neredeyse Hindistan’da bir aşramda uzun bir süre geçirmiş kadar birlik ve bütünlük farkındalığının oluşması, Frank White’ı bu etkiyi The Overview Effect olarak isimlendirmeye yönlendirmiş. Batı çıkışlı “Birey tektir ve bağımsızdır” inancının tam tersine Dünya’nın tek bir sistem olduğunu ve hepimizin birlikte bu sistemin bir parçası olduğunu anlamak önemli bir farkındalık.

Uzaydan Dünya’ya bakınca fark edilen diğer bir konu hayatta kalmamızı sağlayan atmosferin ne kadar ince bir tabaka olduğu. Evrenin büyüklüğünün karşısında, Dünya çok küçük, narin ve kırılgan duruyor. Ancak koskoca bir Dünya olmadığımızı fark ettiğimizde, kendimizi Dünya’nın geleceğinden sorumlu hissedebiliyoruz.

Dünya’nın bir yedeği olabilir mi?

Herkes kendisine uzaydan bakamadığı için geniş kitlelerde ve ülke liderlerinde koruma güdüsü oluşturamayan Dünya’nın çok zamanı kalmadı. Marka Konferansı’nın başarılı konuşmacılarından Alexandre Cadain gibi bilim insanları, hastalıklar, savaşlar, su ve gıda kıtlığı gibi nedenlerle bu gezegenin sonu yaklaştığında insanlığın yaşamına nasıl devam edeceği üzerinde çalışıyor. Zaman sıra-dışı düşünme ya da çizgi-dışı düşünme zamanı değil dünya-dışı düşünme zamanı. Dünya’ya yedek bulma konusunda çok fazla seçeneğimiz yok. Ay’ın atmosferi yok ve kaynaklar açısından zengin değil. Bir günün uzunluğu bizim 24 günümüze denk geliyor. Merkür Güneş’e çok yakın olduğu için o gezegende yaşamak mümkün değil. Venüs de kurşunu eritecek kadar sıcak bir gezegen, atmosferi var ama çok kalın. Satürn ve Jüpiter’in uyduları yaşamaya uygun görünmekle beraber Dünya’dan çok uzaklar. Geriye sadece bir gezegen kalıyor: Mars.

Mars’ta neden umut var?

Mars’ta bir günün uzunluğu 24,5 saat olarak neredeyse Dünya ile aynı. Şu an gezegende su olmamakla birlikte su kaynakları olduğu biliniyor. Dünya kadar olmasa da atmosferi var. Diğer atmosferli gezegenlere göre Dünya’ya en yakın olanı. Ayrıca Matt Damon’ın oynadığı “Marslı” filminde seyrettiğimiz gibi bitkilerin büyümesine uygun bir toprağı var.

Mars’ın zorlukları da var tabii ki. Üzerinde sürekli yaşamak için henüz çok soğuk. Yer çekimi dünyanın %37’si oranında. Dünya ve Mars’ın birbirlerine en yakın olduğu noktadan yola çıkılsa bile (Bu durum 2 senede bir oluşuyor) gitmesi en az 7 ay sürecek. Ayrıca şu aşamada gitmesi çok pahalı. Bu konuya Space X’i kurarak heyecanla yatırım yapan Elon Musk, bir insanın ilk olarak Mars’a gidiş maliyetini 10 milyar USD olarak öngörüyor. Gidiş maliyeti 200 bin USD’a inebildiğinde çok sayıda insanın Mars’a ulaşmasının mümkün olacağını söylüyor. Elon Musk binlerce uzay gemisinin, on binlerce kişiyi Mars’a taşımasıyla Mars’ta 1 milyon kişilik bir toplum kurulmasını hayal ediyor. Elon Musk’a göre bile bu hayalin gerçek olması için 40-100 yıl beklememiz gerekiyor. Yalnız Musk değil yüzlerce şirket/girişim/platform Mars’ta yaşama hazırlık yapıyor. Konuşulan konular sadece nasıl gidileceğiyle ilgili değil. “Mars’ta nasıl bir toplum kurulacak, Mars’ın yaşam kültürü nasıl olacak, orada insanlar nasıl sevişecek?” gibi konular üzerinde Alexandre Cadain gibi yüzlerce bilim insanı uzun süredir tartışıyor.

Ya gidemezsek?

Mars’ta yaşam kurmanın çok zor olduğu konusunda herkes aynı düşüncede. Bu nedenle Mars’a gitmeyi bir hayal olarak görenlerin karşısındaki görüş Mars için çözüm ararken bulunacak teknolojilerin Dünya için de faydalı olacağı şeklinde. Belki de Dünya’yı kurtarmak Mars için çözüm üretme yolunda mümkün olacak. Bütün bu konuları sadece uzaktan izleyen Türkler olarak her ne olacaksa, suyu azalan ve kaynakları kuruyan Dünya, Mars’a benzemeden olmasını dileyebiliriz.

Mars’taki en büyük eksiklik ne olacak?

İnsanlık bugüne kadar içinde bulunduğu her ortamdan Dünya’yı görebilmiş. Karadan, sudan, havadan, uzaydan ve Ay’dan Dünya’ya bakabilmiş. Eğer insanlık bir gün Mars’a gidebilirse, işte oradan buraya baktığında, Dünya’yı göremeyecek. “The Overview Effect”i yaşayamayacağı gibi belki de en büyük yalnızlığı ve en büyük aydınlanmayı o zaman o anda yaşayacak. Bakalım o zaman geldiğinde neler olacak!

Peki biz Türkler hangi gemideyiz?

“Astronotlarla ve Mars’la ne işi olur bu ülkenin?” diye düşünenler için yazıyı Buckminster Fuller’ın bir sözüyle bitirmek istiyorum: “We are all astronauts on a little spaceship called Earth.” Hepimiz aslında Dünya dediğimiz bu küçük uzay gemisinin astronotlarıyız.

Ahmet Akın
Kramp Kurucu Ortak ve Ajans Başkanı

Bu yazı ilk olarak Campaign Türkiye Şubat 2017 sayısında yayımlanmıştır.

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.