Alice gibi tavşan deliklerinden düşelim, kapılardan kapıI beğenelim…

Future of work” denilince akıllara ilk gelen “robot” sözcüğünü merkezimize aldık, yaratıcı sektörün uzmanlarıyla konuştuk. Robotlar insanları anlayabilir mi, gerçekten de bir şeyler yaratabilirler mi diye sorduk.

Geçtiğimiz ay “futue of work” denilince karşılaştığımız, yaşadığımız yenilikleri yazmaya başlamıştık. Freelance çalışma sistemini ele aldığımız dosyada, bu sitemin geleceğin iş yaşamında ne kadar yer kaplayabileceğini, şu anda bu sistemin ne kadar hayatımızda olduğunu yanlışlarıyla doğrularıyla tartıştık. Bu defa “future of work” başlığının belki de en heyecan verici maddelerinden biriyle karşınıza geliyoruz: Robotlar.

İlgi duyduğumuz konuların, ürünlerin bir anda karşımıza çıktığı, “bunu beğendiysen bunu da beğenirsin”, “bu ürünü aldıysan şunlara da bakabilirsin” cümlelerinin havada uçuştuğu, gelişen teknoloji ile hangi mesleklerin öleceği konusunda haftada en az bir tane habere rastladığımız bu günlerde robotların ayak seslerini siz de duyuyor musunuz? O zaman hepimiz şu anda doğru yerdeyiz. Çünkü onların geldiğini, onları getirdiğimizi biliyoruz, hatta bu durumdan biraz korkuyor bile olabiliriz ama merakımıza da engel olamıyoruz. Şimdi hepimiz teknolojinin harikalar diyarında Alice olmuş, tavşan deliklerinden geçip duruyoruz.

Peki biz ne olacağız?
Hiç şüphesiz teknolojinin hayatımıza getirdiği kolaylıklar, gündelik hayatımızda karşılaştığımız bazı zorluklara karşı üretilen akılcı ve pratik çözümler, sağlık sektörüne getirdiği yeni soluk son derece önemli ve elzem. Ama iş, kendi iş hayatımıza dokunduğunda felaket senaryosu yazmaya eğilimli olabiliyoruz. Yapay zeka, robotlar derken kreatif sektör de bu durumdan etkilenecek mi diye düşünür olduk. Oysa daha çok kısa bir süre önce araştırmalar, veri, büyük veri kullanımı bizim için vazgeçilmezdi. Gelişmeler, teknolojinin bize yardım etmesinden bizi yenmeye doğru gitmeye başladı ve işin neresinde duracağımızı pek de kestiremiyoruz. Hatta McCann Advertising Japonya bundan üç yıl önce kreatif direktör olarak bir yapay zeka ile çalışmaya başladı. Eklenen verilere göre en iyi metni yazan yapay zeka, bizlere bu muhteşem teknolojiden sadece teknik alanların etkilenmeyeceğini, yaratıcı endüstrinin de tehlikede olduğunu gösterdi. Elbet ürettiği mesajlar insanlarla ne kadar bağ kurabiliyor bilemiyoruz. Ama belki de onlara karşı çok da katı olmamak gerek; sonuçta hepimiz Wall-E gibi duygusal bir robotu izlemekten keyif almıştık.

İnsanlığı yok edeceğim”
14 Şubat 2016’da son derece romantik bir tarihte hayatımıza giren robot Sophia, şimdiye kadar geliştirilmiş ve en çok insana benzeyen robot olma özelliğini taşıyor. Üstelik bu benzerlik sadece fiziksel özelliklerle de sınırlı kalmıyor. Yaratıcılığını (!) konuşturup resim de yapıyor, Jimmy Fallon ile düet de… Oysa bu sempatik ve insansı hareketler onun “İnsanlığı yok edeceğim” cümlesini sarf ettiği gerçeğini değiştirmiyor. Bu talihsiz açıklamadan sonra epey yol kat eden Sophia, geldiğimiz son noktada ise 4 Aralık’ta #ChooseWomen Wednesday’de konuşmacı olarak karşımıza çıktı. Hem erkeklerin hem de kadınların hayatın her kesiminde kadınlara destek vermelerini sağlamayı amaçlayan bir sosyal hareketin sözcüsü olarak yer alan Sophia, sözcüsü olduğu konuda belki de en büyük hasarı kendi veriyordur. Kim bilir…

Açıkçası Sophia’nın bu şekilde var oluşu bana yakın zamanda okuduğum bir haberi hatırlattı:

Dünya Ekonomi Forumu geçen yıl yaptığı bir açıklamada, kadınların iş otomasyonundan ve yapay zekanın gelişmesinden orantısız bir şekilde etkilendiği üzerinde duruyordu. Hatta bu olumsuz etkinin, daha fazla kadının bilim, teknoloji ve mühendislik alanlarına girmeye teşvik edilmemesi durumunda cinsiyet farkının çok daha fazla genişleyerek devam edeceği vurgulanıyordu. Evet, yaratıcı sektörün katıldığı tüm panellerde, festivallerde, okuduğumuz, takip ettiğimiz pek çok dergide, internet sitesinde ısrarla değinilen cinsiyet eşit(siz)liği yeniden karşımızda!

Hepimiz yapay zeka, robotlar derken teknolojinin harikalar diyarında Alice olmuş, tavşan deliklerinden geçip duruyoruz.

Kadın, erkek ve robot
Bizler hâlâ kadın – erkek eşitsizliğini tartışırken denkleme artık bambaşka bir tür daha katıldı. X’ler, Y’ler toplanıp, birleşemezken bir de hesaplara Z’ler eklendi. Reklamlarda kullanılan erkek dış ses oranının %89 olduğu, Cannes’da hâlâ erkek ve kadın konuşmacı sayısının eşitsizliği konuşulurken hayatımıza giren bu üçüncü tür endüstriyi nasıl etkileyecek bilemiyoruz ve insanlığımıza has olarak da tahmin edilmez davranışlarımız nedeniyle gelecekte bizi nelerin beklediğini pek öngöremiyoruz.

Yaratıcı endüstride robotlar var olabilecek mi, gibi basit bir soruyla yola çıktım. Ve geldiğim noktada okuduklarım, dinlediklerim bir yandan büyüleyici olsa da “duygularımız ne olacak”, “gerçekten yararlanabilecek miyiz robotlardan”, “bu araştırmalar doğruysa kadınlar yine tehlikede” gibi birbirinden farklı düşünceyi de beraberinde getirdi.

Şimdi ben; kadın ya da erkek ayırmadan, insan diyerek ilerlemeyi tercih edeceğim. Çünkü bütün eşitsizlikleri ya da pozitif/ negatif ayrımları bir kenarda bırakırsak bu soru hepimizin sorusu. Üstelik yaşanabilecek sayısız ihtimalden birkaçını düşünmek bile heyecan verici. Ve yine en başta sorduğum soruyu yineleyeceğim: Robotlar yaratıcı sektörde nasıl var olacaklar?

Kamer Yılmaz

Bu yazı ilk olarak Campaign Türkiye 94. sayısında yayımlanmıştır.

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.