Algı hâlâ gerçeklik midir?

Yıllar içinde sürdürülebilirlik kapsamında kurumsal politika ve stratejimizi geliştirirken ekonomik, sosyal, çevresel ve yönetişim faktörlerinin hepsini bütüncül bir şekilde ele almaya özen gösterdik. Birleşmiş Milletler Sorumlu Bankacılık Prensipleri (United Nations Principles of Responsible Banking), Global Compact Türkiye Sürdürülebilir Finansman Bildirgesi, Kadının Güçlenmesi Prensipleri (Women’s Empowerment Principles-WEPs) ve İş Dünyası Aile İçi Şiddete Karşı Projesi gibi pek çok ulusal ve uluslararası girişimin içinde yer alarak sektöre öncülük ettik.

2021 yılında İklimle Bağlantılı Finansal Beyanlar Görev Gücü’ne (TCFD) destek veren şirketler arasında yerimizi aldık. Cinsiyet eşitliği konusunda uzun yıllardır önemli çalışmalara imza atan ve kadın çalışan oranında sektöre öncülük eden bir kurum olarak, 2021 ve 2022 yıllarında Bloomberg Cinsiyet Eşitliği Endeksi’ne (GEI) girdik.

Geçtiğimiz yıl Bilim Temelli Hedefler Girişimi’ne (Science Based Target Initiative) emisyonlarımızı azaltma taahhüdü verdik. Belirleyeceğimiz emisyon azaltım hedefleri, uluslararası bir girişim olan Bilim Temelli Hedefler Girişimi tarafından doğrulandıktan sonra, kamuya açık bir şekilde duyurulacak. Böylece iklim değişikliğiyle mücadelede önemli bir rol üstlenerek küresel ısınma artışını 2°C’nin, ideal olarak ise 1,5°C’nin, altında sınırlayan Paris Antlaşması’nın hedefleri doğrultusunda çevreye katkıda bulunuyoruz.

Karbon Saydamlık Projesi’nin (CDP) 2021 yılı sonuçları kapsamında CDP Su Güvenliği Programı’nda A- ve CDP İklim Değişikliği Programı’nda B notunu aldık. CDP Su Güvenliği Programı’ndan aldığımız A- notuyla, Türkiye Su Lideri seçilen tek finans kuruluşu olduk.

Konuyla ilgili ortak bir bilinç ve farkındalık oluşturmak için de pek çok projeyi hayata geçirdik. Şu anda üçüncü sezon hazırlıkları devam eden “Dünya Kadar Sade” projemizle örnek bir işe imza attık; tüketim çılgınlığının ve karmaşanın sadeleşerek ve fazlalıklardan kurtularak azalabileceğini, bunun da daha iyi bir yaşam deneyimine kapı açtığını anlattık. 

Podcast kanalımız “Sürdürülebilirliği Konuşalım” aracılığıyla iş dünyasından KOBİ’lere, girişimcilerden üniversite öğrencilerine, son tüketiciden beyaz yakalı profesyonellere kadar çok geniş bir kitleye sürdürülebilirlik konusunda fayda sağlayacak bilgiler paylaşıyoruz.

Markaların sadece iyi iletişim paketlemeleriyle tüketiciyi yönlendirme çabalarının bir geçerliliği yok. Önce markaların kendi ekosistemine samimi şekilde bakarak, çok katmanlı sürdürülebilirlik konularında gerçek aksiyon alması gerekiyor. 

Yapı Kredi olarak tüm süreçlerimizi en ince noktasına kadar gözden geçirerek bu yönde dönüşüm yapmaya çalışıyoruz. Örneğin; Yapı Kredi’nin hiçbir binasında artık tek kullanımlık plastikler yok. Yapı Kredi ofislerinde çöp kutularını kaldırdık. Bunun yerine, geri dönüşüm kutuları koyduk. Atık ve su yönetimimizi titizlikle yapıyoruz. 

Kağıt tüketimiyle ilgili de çok ciddi yol kat ediyoruz. Müşterilerimizle yaptığımız tüm sözleşme ve formların %79’unda dijital onayla ilerleniyor. Bu sayede uygulamanın başladığı 2019 yılından itibaren 630 milyon sayfadan fazla kâğıt tasarrufu sağlandı. Özellikle şubelerimizdeki uygun işlemlerdeki dijital onay oranı %92’yi aştı.

Artık plastik malzemeyle promosyon üretmiyoruz. Kumbara, kalem, vs. yapmıyoruz. Bunlar ufak örnekler ama bir yandan da gerçek bir dönüşümü temsil ediyor. 

İletişim dünyasının ünlü vecizesi “Algı gerçekliktir”in günümüz dünyasında geçerliliğini artık ne denli koruyabildiği şüpheli. İçeriğin zararlı ama paketlemenin nefis yapıldığı o parlak pazarlama ve reklam kurguları, artık eskisi gibi gerçekliğin perde arkasına atılıp, yerine köpük bir algının konulması için yeterli olmuyor.

Bununla birlikte iklim değişikliğiyle ilgili bilim insanları görevlerini yeterince yerine getiriyor fakat bilim temelli gerçekler, bilimsel bir dille ifade edilmeleri sebebiyle konunun geniş kitlelere iletilmesi açısından yeterli ve dönüştürücü olmaktan çok uzak. Bu noktada biz iletişimcilerin de devreye girmesi kritik önem taşıyor. İklim değişikliğiyle mücadele anlamında, özellikle eko-tüketim pratiklerinde, dönüşüm için iletişimci becerilerinin tüm gücüyle devreye girmesi gerekiyor. Öte yandan bu gücün greenwashing için kullanılmasının önüne geçilmesi de bütüncül doğruluk ve ahlak açısından oldukça kritik.

İletişim, iklim değişikliğinin içselleştirilmesi açısından da büyük bir role sahip. İletişimciler, iklim değişikliği hakkındaki duyguları dile getirmenin, adlandırmanın, işlemenin ve bunları günlük hayata entegre etmenin yollarını yaratmaya yardımcı olabilir; bireysel, sosyal ve politik dönüşüm için gereken kolektif farkındalığı ve bilinci sağlayıp, eylemi de tetikleyebilirler. Bilimin söylediği korkutucu gerçekliği, savunma mekanizmalarını atlatacak bir içgörüyle paketleyip insanlara sunabilirler. İletişimin gücü, artık greenwashing için değil, gerçek anlamda dönüştürücü eylemler yaratmak için kullanılmalı. 

Çevre için tüm zararlı operasyonlarınızı yönetmeye adaysanız, somut bir planınız ve gerçek takip noktalarınız varsa, siz çevreye saygılı bir kuruluşsunuz. Gerisi ‘-mış’ gibi yapmanın ötesine geçmiyor. Bugün, greenwashing ile halledilmeye çalışılan ve geçiştirilen konuları, yarın yönetme şansımız olmayabilir. Bununla birlikte, gerek regülasyonlar gerekse hızla yükselen tüketici farkındalığı ve bilinci, greenwashing olgusunun işlevini ortadan kaldıracak. Şirketler, gerçek ve belki de çok daha radikal adımlar atmaya zorlanacak.

Dolayısıyla bugün sıklıkla gördüğümüz greenwashing uygulamalarını, iyimser bir bakış açısıyla tüm yeşil dönüşüm için bir ara süreç gibi görebiliriz. Artan tüketici hassasiyeti, şirketleri greenwashing ile ‘idare ettiği’ durumun, gerçeğe dönüşümünü sağlayacak. Bunu yapamayan markalar ise, zaten yaşama şansı bulamayacak. Önümüzdeki dönemde daha da net göreceğimiz uluslararası sürdürülebilir ürün tanımlarının yapılması, sertifikasyon ve akreditasyon sistemlerinin daha da oturması, yeni ticaret ekosisteminin bu çerçevede daha da belirginleşmesi gibi konular da destek olacak.

Arda Öztaşkın

Yapı Kredi Kurumsal İletişim Direktörü 

 

 

 

Bu yazı ilk kez Campaign Türkiye’nin 121. sayısında yayımlanmıştır.

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.