Medyada kimlikleşme PR’ı nasıl etkiler?

 Yazarlar 16 Şubat 2017 Campaign Türkiye

Osmanlı ve Cumhuriyet döneminde fikir akımları ve yapılanmalar ya bir yayının etrafında toplanmış ya da toplumsal hareketler bir yayın ortaya çıkarmışlardır. Yapıların mı yayınları yayınların mı yapıları doğurduğu tavuk yumurta ikileminden pek de farklı değil… Ancak ortaya çıkan yayınların bir ideolojiyi yayma, yansıtma ve destekleme gayreti tüm dönemlerin neredeyse ortak özelliği.

Etkileri günümüze kadar süren ve II. Meşrutiyet yıllarında kendini daha çok hissettiren fikir akımları, mesajlarını kamuoyuna ifade etme yoluna gitmişler. Dejavu olan, bir konuda zaman zaman sert hıyaneti vataniye ithamlarına varan tartışmaların bu yayınlarda görülmesi.

Tandans yayınların ortak özelliği belli bir ideolojiye hizmet etmeleridir. Bu güne gelindiğinde bu ideolojik kimlikleşmeyi, kurumsal ya da evrensel basın etik kuralları dahi ortadan kaldırmaya yetmemiştir. Hatta “Durun kardeşsiniz” çağrıları bile başka niyetlere yorulmuştur. Toplumsal sıkıntıların yoğunlaştığı dönemlerde kimi ticari(!) yayınların da ideolojik renk verdiği maalesef ayrı bir gerçek. Bu da kimliklerin ana medyada da çok sert bir şekilde kristalize olduğunu bize açık bir şekilde gösteriyor.

Amacımız burada uzun uzun medya kritiği yapmak değil. Tüm bu sorunlar geçmişte de günümüzde de başka başka krizlere yol açtı/açıyor. Ancak bizim konumuz genel anlamda pazarlama iletişimi. Bu kamplaşma özellikle reklam ve halka ilişkiler sektöründe önemli bir sıkıntı ortaya çıkardı. Bunu bir örnekle ifade etmek gerekirse;  herhangi bir sektördeki  “x” firmasına veya yöneticisine ait bir reklamın ya da haberin belli bir yayın organında yer alması o firmayı ve o kişiyi mecranın ideolojik kimliğinin şemsiyesi altında algılatabiliyor. Halbuki bu eylem pazarda var olmak ve ürün satmak için yapılmış bir iş. O firma veya kişi tanımlanmış SES (sosyo ekonomik statü) kitlesine planlanmış mecralar üzerinden seslenmek istiyor. Amacı sadece bu. Elbette kişilerin ya da yayınların politik duruşları olur. Bu da büyük bir zenginliktir. Ama Sezen Aksu’nun sesinden Bülent Ortaçgil’in dediği gibi; “Beni kategorize etme /Benle oynama/Yaftayı yapıştırıp /Bana isim koyma/Karikatürleştirme beni…”

 

Mustafa Kaya
İDA Yönetim Kurulu Üyesi

 

Bu yazı ilk olarak Campaign Türkiye Şubat 2017 sayısında yayımlanmıştır.

Yorumlar (0/0)

Güvenlik kodunu hatalı girdiniz.


Input symbols

EN ÇOK OKUNANLAR

KÖŞE YAZARLARI Tüm Köşe Yazarları