Çal da dinleyelim!

 Yazarlar 02 Eylül 2016 Murat Çolakoğlu

Dünyada öne çıkan müzikal akımlara bakıldığında, tüketici tercihlerinin kayıtlı müzik yerine online (istediğinde dinle) yönüne dönmüş durumda olduğunu söylemek mümkün.

Arabaya bindim ve hemen hareket ettim tereddütsüz. Akşam saat sekiz suları. İşin yorgunluğunu, günün birikmişlerini kafamdan atmam gerek. Müzik iyi gelir. Elim kontrolsüzce radyoyu açtı. “Yok bu değil, bu da değil, bu da değil.” Konuşma olan kanalları istemiyorum, gereksiz espriler yapıp trafikte kalanları oyalayanları da çekemeyeceğim. Reklamlar mı? Hayır! Bu saatte hiç kaldıramam! Elim artık vücudumun parçası olmuş telefonuma gitti. Gerçi artık bu aletlere de önüne “akıllı” sıfatını koysak da telefon demek ayıp oluyor. Bence onlara başka bir isim bulmalı. Neyse. Uygulamalardan uygulama beğen. Beni benden alan, “Ruh halin nasıl?” diye soranlarda... “Young and Free”, “Chill out Brain”, “Brain Food”, “Melancholia”. İşte buldum! “Melankolik”. Dokun, kafana uygun müzikle dön eve! Tek kanallı TV ve radyoları, 19.00’da başlayıp 00.00’da biten programları (program mı dedi biri?) hatırlayan var mı bilmem ama (bu arada ben hatırlamıyorum, daha doğmamıştım!) yakında giyilebilen akıllı kıyafetler vücudumuzdan, hareketlerimizden ruh halimizi algılayıp arabaya bindiğimizde bize uygun müziği kendiliğinden çalacak duruma geleceğiz.

Beş büyükler

Beş kardeş değil ama beş büyük ülke, dünya müzik piyasasını yönlendiriyor. Olağan şüpheliler; Amerika, Japonya, Almanya, Birleşik Krallık ve Fransa. Dünyada öne çıkan akımları incelemek isterseniz bu ülkelerin müzik piyasalarına bakmanız yeterli olacaktır. Genel anlamda şunu söylemek mümkün; artık bu ülkelerdeki büyük oyuncular ve tüketici tercihleri kayıtlı müzik yerine online (istediğinde dinle) yönüne dönmüş durumda. Yapılan harcamalara ve gelecekle ilgili tahminlere bakıldığında da bunu görüyoruz.

Bu büyük ülkeleri ayrı ayrı incelediğinizde de bazı şaşırtıcı farklılıkları da görüyorsunuz. Örneğin, Almanya ve Japonya’da hala CD satışları lider konumda. Diğer üç ülkede de tam tersine ciddi düşüşte. Kayıtlı müzik satışlarını eski tip plaklara olan ilgi biraz olsun desteklese de bu düşüşe engel değil.

İkinci dalga

Müzik piyasasında birinci dalga “download” idi. Ancak ne kadar hızlı girdiyse piyasaya, çıkışı da aynı hızda olacak gibi görünüyor rakamlara bakıldığında. Zira, ikinci dalga olarak adlandırılan “istediğinde dinle” uygulamaları her bir parça için ayrı para vermeye niyeti olmayan tüketicilerin öncelikli tercihi olmuş durumda.

Bu ikinci dalgayı önceden görüp konumunu alanlar piyasada ilk olmanın avantajını yaşıyorlar. Kimileri de geldi ve hızla kayboldu. Ancak, kar marjlarının çok düşük olduğu bu uygulamaları yönetmek uzun dönemde oldukça zor olacak gibi görünüyor. Özellikle Apple’ın kendi altyapısı ile bu piyasaya girmesi diğer oyuncuların işini zorlaştıracak.

Dünya rakamlarıyla kıyaslamayayım ama Türkiye’de “istediğinde dinle” için yapılan harcamaların 2016 senesinde 16 milyon dolar seviyesinde olması beklenirken 2020’de bunun 43 milyon dolara ulaşması bekleniyor. Rakam diğer ülkelerle kıyaslandığında küçük ama büyüme oranı etkileyici.

Canlı müzik

Her zaman daha iyi değil midir? Eskiden bir söz vardı; “CD kalitesinde” diye. Şimdi bu, değerini kaybetti. Zira artık “canlı gibi” istiyor tüketici. Bu nedenle de bütün dünyada canlı performanslar için yapılan tüketici harcamaları ciddi büyüme gösteriyor. Ülkemizde de son yıllarda sevindirici şekilde ardı ardına açılan ve birçok Avrupa ülkesine dudak ısırtacak kalite ve teknolojiyi barındıran gösteri ve sanat merkezleri Türkiye piyasasının da büyümesine ciddi katkı sağlıyor. Beklenti, 2020 yılında canlı performanslara yapılan harcamanın 118 milyon dolar seviyelerinde olacağını gösteriyor.

Nerede kalmıştık? Melankolik müzik. Çok iyi geldi. Bir de Cuma akşamı “Dinner Music” ile başlayıp “Pops and Ballads” eşliğinde sohbet ve sonrası “Wild & Free” ve kapanışta da “Calm Down” dinledin mi, kim ne der keyfine?

Murat Çolakoğlu

PwC Türkiye Şirket Ortağı

Eğlence ve Medya Sektör Lideri

 

Bu yazı ilk olarak Campaign Türkiye Eylül 2016 sayısında yayınlanmıştır.

Yorumlar (0/0)

Güvenlik kodunu hatalı girdiniz.


Input symbols

EN ÇOK OKUNANLAR

KÖŞE YAZARLARI Tüm Köşe Yazarları