Yaratıcılık bizim silahımız

Bartle Bogle Hegarty Londra Yönetici Kreatif Direktörü Ian Heartfield, karanlık günlerin yaratıcılığı kuvvetlendirdiğini Margaret Thatcher ve Donald Trump dönemlerinden örneklerle anlatıyor.

En iyi sanatlardan bazıları, Thatcher’ın saltanatı sırasında insanların hissettiği hayal kırıklığından ortaya çıktı. Bir de bu çağın kültürümüz için neler getirebileceğini düşünün.

Son zamanlarda, en çok Richard Curtis’in şirket toplantısında konuşmasını dinlemekten zevk aldım. Bize, bu ülkenin şimdiye kadar ürettiği en iyi komedi filmlerinden bazılarını nasıl yazdığına dair ipuçları verdiği gibi, bana da aslında çok çarpıcı olan bir şey söyledi.

ABD’deki yaklaşan olaylar hakkında nasıl hissettiği sorulduğunda, biraz durdu ve önümüzdeki birkaç yıl sanatta, müzikte, özellikle de komedide patlamalar görüleceği yönündeki büyük umudunu söyledi. Çünkü yaratıcılığın düşmana ihtiyacı var.

Curtis; Ben Elton, Rowan Atkinson ve diğerlerinin kendilerini ve inançlarını ifade ederken Margaret Thatcher’ın nasıl bir katalizör olduğunu anımsattı. Peki şimdi bir düşmanımız var mı? Eğer Thatcher; The Smiths, Withnail & I, Blackadder vb. ortaya çıkardıysa, Donald Trump döneminde neler olacağını görmek ne kadar da heyecanlı?

Bu düşünce, bilim tarafından da destekleniyor. Deneysel Sosyal Psikoloji Dergisinde yayınlanan bir araştırma, öfkenin tarafsız bir ruh haliyle karşılaştırıldığında “yapılandırılmamış düşünceyi” geliştirmesinde daha iyi olduğunu gösterdi. İkinci bir deney ise bir kez daha, kızgın insanların daha fazla fikir ürettiğini ve sahip oldukları fikirlerin benzersiz olma olasılıklarının daha yüksek olduğunu gösterdi. Endişe ya da sıkıntı, öyle görünüyor ki sanat için gerçekten çok iyi.

Elbette biz komedyen, müzisyen ya da sanatçı değiliz; biz sadece reklamcılık yapıyoruz. Fakat biz sanattan çok daha etkili bir role sahibiz. Yarattığımız her ne ise, doğrudan kültürün kalbine gidiyor ve müşterilerimizin cüzdanları sayesinde milyonlarca kişi tarafından görülebiliyor. Peki öfkemize ve hayal kırıklığımıza ne olacak? Farklılıklara karşı bu kadar hoşgörüsüz bir düşmana karşı nasıl savaşacağız? Sadece yararlı, güzel şeyleri yapmak için her zamankinden daha fazla çalışarak savaşmalıyız.

Parmaklarımız nükleer bir düğme üzerinde olmayabilir, ancak parmaklarımız klavyelerin üzerinde geziniyor. Yazdıklarımız bu dünyaya giriyor, bu nedenle insanların hayatlarına olumlu katkıda bulunan şeyleri yazmak bizim sorumluluğumuz (ya da olması gerekir). Evet, “yalnızca” reklamcılık, ama sadece iyi yapılan reklamcılık insanları yüksek sesle güldürür, tartışmalara yol açar, eğlendirir ve insanları düşündürür.

Bir şey yazmdan önce, Tango reklamındaki adamı hayal edin ve düşünmek için bir dakikanızı ayırın: Dünya yazacaklarınızdan bir şeyler alacak mı? Bir gülümseme mi olacak? Bir gözyaşı mı oluşturacak? Otobüs durağında kendinden bahsettirecek mi? Cevap hayır, ise, tekrar düşünün. Belki brief çok kısıtlayıcıydı. Bu durumda, stratejistlerinize geri dönün. Belki de brief’te tutku yoktur. Bu durumda da müşteriye geri dönün.

Ancak, doğruyu söylemek gerekirse, kâğıt üzerinde düşünmeyi kabul edersen, senaryoyu yazan sen olursan, korkarım ki sorumluluk da sana ait olur. Gerçekten çok basit. Paul Belford’un söylediği gibi: “Saçmalık yazmazsan, saçmalık yapamazlar.”

Şimdi küçük ellerimizde büyük, korkunç, ortak bir düşmanımız var. Curtis’in teorisi doğruysa, bu güçlü bir kombinasyona neden olabilir.

Dört yıl sonra, geri dönüp baktığımız zaman çığır açan bir müzik, düşündüren bir sanat, sinir bozucu bir komedi üretmiş olabiliriz. Eğer biraz uğraşırsak daha önce hiç gitmediğimiz formatlara gidebiliriz. Ve medyada biraz katil reklam yapacak bir döneme geri dönüyor olabiliriz. Ya da bir egomanyağın kaprisleri sayesinde insan türünün neredeyse tümü yok edilmiş olacak.

 

Ian Heartfield

Bartle Bogle Hegarty Londra ECD

 

 

 

Bu yazı ilk olarak Campaign Türkiye Mart 2017 sayısında yayımlanmıştır.

Yorumlar (0/0)

Güvenlik kodunu hatalı girdiniz.


Input symbols

EN ÇOK OKUNANLAR