La La Land’den hikaye anlatımı dersi

Güven verici bir hikayeyi modern twist eşliğinde tanıdık. Özellikle de böylesi dengesiz zamanlarda hasretini çektiğimiz hikaye La La Land ile karşımıza çıktı.

Muhtemelen yapılmış en iyi film olmamakla beraber, 32 yaşındaki Damien Chazelle’in ortaya çıkardığı La La Land eski moda ve bir o kadar da tanıdık bir hikayeyi anlatıyor. Film, an ile bağlantı kurmayı çok güzel bir şekilde gerçekleştirirken bir yandan da çoğumuzun gerçek dünya tarafından boğulmuş hissettiği ve siyasi olarak da Trump’landığı şu dönemde mükemmel bir film olarak etkiliyor.

Her gün maruz kaldığımız, hayatımızı tehlikeye atan ve bizi mutsuz eden olaylara rağmen bazı şeyler de yolunda gidiyor. “İçerik” denilen şey ise bizleri her dakika ve her platformda bombardımana tutuyor. Hedeflenmiş, takip edilmiş ve yılmış durumdayız ve bunun büyük ölçüdeki suçlusu da boş bir umutla bir şeyleri parlatan reklamcılık endüstrisi. “İçerik” dediğimiz şey, tehlikeli ve çılgın bir şekilde kontrolden çıktı.

Aslında La La Land’den öğrendiğimiz derslerin bir kısmı aynı zamanda Netflix’in sonuçlarında da görülüyor. Streaming platformu, 2016’nın son çeyrek sonuçlarını açıkladı (yıl herkes için kötü değildi). Fazladan 7 milyon kullanıcıyı platformuna katan Netflix, yılı dünya çapında yaklaşık 100 milyon müşteriye ulaşarak kapadı. Bu büyüme büyük ölçüde muhteşem dram dizisi The Crown’a atfedildi. Bu da bize bir kez daha inanılmaz bir şekilde tanıdık bir hikayenin güzel bir şekilde anlatılmasının gücünü gösterdi.

Eski hikayeler genellikle en iyileridir; sadece bunları anlatmak için yeni yollar bulmalıyız. Başka türlü dünyanın en eski radyo formatını uygulayan Radio 4’daki Deserts Islands Discs’in 75. yıl dönümünü kutlamasını nasıl açıklarız? BBC Radio 4 dinleyicileri aynı anda hem eski kafalı hem de modern formata sahip olan (moderniteyi baz alırsak doğum günü konuğu olarak büyük ihtimalle David Beckham seçilirdi çünkü onun da adası bulunuyor) Desert Island Discs’i eskisinden daha çok seviyor gibi gözüküyor.

Günümüzün en büyük YouTube fenomenlerinden biri olan The Chicken Connoisseur’u bilenler eşit derecede güven vermeye doğal olarak aşinadırlar. 500 binden fazla abonesi ve her bölümde milyonları bulan izleyicisiyle Elijah Quashie’nin The Pengest Munch’ı güzel, eski usul ve sert bir restoran incelemesi. Burger jenerasyonu için bu MasterChef’in ya da The Observer’daki Jay Rayner’ın daha edepsizi. Fikir yeni değil ama söyleme şekli öyle.

İyi reklamcılıkta hikaye anlatmak ile ilgili bahsettiğim ve birkaç yıl önce öngörülen trend çemberinin neresinde olduğumuzdan emin değilim. Ama geleneksel reklamcılık kreatifleri emeklilere gemi seyahati satmaya çalışırken anlatı hakkında konuşmaya başladıklarında şaşıp kalıyorum.

Ancak yukarıdaki “yayın” hitlerinin bana kanıtladığı şey, akılcı bir bağlam duygusu ile mükemmel fikirlerin, sağlam hikaye anlatmanın başarılı ve etkileyici eğlencenin kalbinde yer almasıdır. Bu yüzden geçtiğimiz birkaç yılda “içerik”in gizlenmesi yüzünden bitkin ve kızgındım. Makro veya kişisel bağlam duygusuyla, programlı veya başka bir şekilde teslim edilen parçalanmış “eğlence”nin sonsuz parçaları, hayatınızı bozar ve onları teslim edenlere karşı çevrilemez.

Çevremizdeki kaos ve belirsizlik ile modern yollarla anlatılan tanıdık ve güven uyandıran hikayelere karşı doğal bir göç var. Bu durum günlük haberin kasvetli görünümünden çok, içerik üreticileri ve pazarlamacılar için büyük fırsatlar sunuyor.

 

Jez Nelson

Somethin’ Else’in CEO ve CCO’su

 

 

Bu yazı ilk olarak Campaign Türkiye Mart 2017 sayısında yayımlanmıştır.

 

Yorumlar (0/0)

Güvenlik kodunu hatalı girdiniz.


Input symbols

EN ÇOK OKUNANLAR

KÖŞE YAZARLARI Tüm Köşe Yazarları