Dijital asistanları nasıl kullanmalıyız?

Asistanların mesajlaşma kanallarıyla bütünleşmesiyle ve etkileşimimizin tek bir noktadan daha geniş bir alana geçmesiyle markaların daha açık bir stratejiye ihtiyacı var.

Bilim kurgu unsuru olan dijital asistanlar, şimdi milyonlarca insana gerçekten faydalı olmayı vadediyor.

Şüpheli ve fazla şey vadeden bir başlangıçtan sonra bugün pazardaki ürünler bir solukta çıktı. Dijital asistanlar markalar için başka hangi fırsatları sunuyorlar? Karşılaştıkları yeni zorluklar neler?

Geçtiğimiz sene Google ve Facebook, mesajlaşma kanallarıyla bütünleşen asistanları duyurdu. Facebook’un chatbot platformunda 30 binden fazla bot bulunuyor. Microsoft, Contana asistanı ile sohbete üçüncü bir chatbot’u nasıl dahil edebileceğini gösterdi. Bunu da, on binlerce seçeneğin arasında insanların kullanmak için doğru gördükleri bot ile uygun bir şekilde nazikçe kanıtladı. Amazon Echo, Google Home ve LG Hub Robot gibi cihazlar, asistanlarla etkileşimi tek bir noktadan (telefonumu çıkartıyorum ve ona bakıyorum veya onunla konuşuyorum) daha geniş bir alana (rastgele “odaya konuşabilirim”) yayıyor.

Bu ürünlerin insanların söylediklerini anlama becerileri çok güvenilir. Bunun yanında, toplantıları denetlemek ve ev otomasyonu gibi ortak görevlerde ve günlük randevular, yolculuk gecikmeleri ve hava durumu gibi basit bilgilerde düzgün çalışıyorlar. Bir sonraki adım nereye giderseniz gidin geniş çapta etkileşim olacak.

Artırılmış gerçeklik şirketi Magic Leap’in kurucusu Rony Abovitz, şirketin hedefini “tüm gün, her gün” teknolojisi olarak tanımlıyor. Magic Leap’in ne kadar hızlı ve hangi fiyatta buna ulaşabileceği halen belirsiz ama bir tarafta da Temmuz’da çıkacak Vue Smart Glasses, akıllı telefonunuza dikkat çekmeye ve kalıcı bir sesli bağlantı vadediyor.

Geniş çapta etkileşim güçlü çünkü sohbete başlamayı engelleyen son duvarı kaldırıyor. Hiçbir şeyi ayırmam gerekmiyor, yalnızca konuşmaya başlıyorum. Bu, müşterilerle daha fazla bağlantı kurmak için müthiş fırsatlar yaratıyor ve onlara uygun bir şekilde yardım ediyor.

Aynı zamanda bazı önemli yeni zorlukları yaratıyor, geniş ölçeklendirme (scope-scaling) sorunu gibi. Ortamsal dijital asistanımın olduğunu düşünün. Dışarıda alışveriş yapıyorum ve bir kol saatini beğeniyorum. Satıcı onu çıkartıyor, ben de onu deniyorum.

Asistanım tabii ki her zaman hazır  bekliyor. “Bakiyem ne kadar?” diye sorabilirim. Kolay. Ama “Bunun için yeterince param var mı?” diye sormam daha olası.

Cevap vermek için “bunun” ne olduğunu anlamamız ve fiyatını bilmemiz gerek. “Bunu karşılayabilir miyim?” biraz daha zor. Şimdi ödemeye imkanım olabilir ama ayın sonu gelince ne olacak? Ya da özellikle para biriktirdim mi? Ya da kol saati almaya imkanım var mı? “Bunu karşılayabilir miyim?” diye sorabiliyorsam “Bunu almalı mıyım?” diye de kolayca sorabilirim. Bu çok daha zor!

Bir kol saatine 4 bin pound harcamama ailem sevinir mi? 4 bin pound iyi bir fiyat mı? Sahte olup olmadığını söylemek asistanımın görevi mi? İşte bu geniş ölçeklendirme (scope-scaling) sorunu.

Ortamsal asistanımın kendini insanların hayatlarına iyice sokmak gibi eşsiz bir fırsatı var. Ortamsal bir konuşmada parmaklıklar yok. Zamanla, işler yoluna girince haliyle biz de istediğimiz şeyin kapsamını genişletiyoruz.

Amazon Echo’nun temellerini oluşturan Evi şirketinin sahibi William Tunstall-Pedoe, bana insanların çoğunlukla eylemi tercih ettiklerini söyledi. Echo’na “Müzik aç” dersen o sana müzik açar. Müzik açmak yerine önce senden başka tercihler yapmanı istese buna sinirlenirdin.

Bir asistan her an pes edebilir ve isteğe cevap veremeyeceğini açıklayabilir. Bu yolda her “eşiğe geldiğimizde” sinirleniyor ve bir başkasının sohbeti ele geçirmesi için kapıyı açık bırakıyoruz.

Bugün pek çok marka ilk adımlarını konuşmalı ara yüzlerinde, chatbot’larda ve dijital asistanlarda atıyor. Temelleri doğru atmak stratejilerini sağlam düşünmekten onları uzaklaştırmamalı. Dijital asistanlarla değişmez, zengin, ortamsal etkileşimin kurulduğu bir dünyada nasıl bir role sahip olmak isterler? Markalarının hangi özellikleri onlara yardım edecek? Hangi ortaklarla ne tarz ilişkilere sahip olmalılar? Bu ne kadar önemli?

Akıllı telefon kullanıcıları, genellikle söylenene göre telefonlarını günde 150 kez kontrol ediyor. Etkileşim için daha az engele, daha fazla içerik bilgisine ve proaktif olabilmek için daha fazla beceriye sahip ve her zaman müsait olan ortamsal asistanlar, bunun on katı daha fazla etkileşim yaratabilirler. Bunu doğru anlamaya değer.

Lorenzo Wood 

DigitasLBi İnovasyon Kurulu Başkanı

 

Bu yazı ilk olarak Campaign Türkiye Şubat 2017 sayısında yayımlanmıştır.

Yorumlar (0/0)

Güvenlik kodunu hatalı girdiniz.


Input symbols

EN ÇOK OKUNANLAR