Biraz konfordan feragat etmek gerek

 Perspektif 17 Nisan 2017 Kamer Yılmaz

Kariyerine akademik olarak devam eden Güliz Korkmaz Tirkeş ile iş hayatının yanında tutkuyla sarıldığı seramik sanatını konuştuk.

Kimileri koşar kimileri bir enstrümana gönül verir, bazıları da çamurla haşır neşir olur. ODTÜ’de araştırma görevlisi olarak çalışan 16 yıldan uzun bir süredir ODTÜ Mimarlık Fakültesi’nin yayınlarını basıma hazırlayıp kitapların ve fakülte dergisinin tasarımını yapan Güliz Korkmaz Tirkeş de kendini seramik sanatına adayanlardan. Bir yandan çeviriler, işler derken bir yandan da bambaşka şekiller ve renkler verdiği çamurlarıyla karşımıza çıkıyor. Şimdiye kadar İstanbul’da Nefes, Ankara’da İz ve Es ismini verdiği üç kişisel sergi açan Tirkeş, kendi atölyesini açtığından beri dekoratif ürünler ve takılar da üretiyor. Tutkuyla bahsettiği seramik uğraşını kendisinden dinliyoruz.

Kamer Yılmaz Neden seramik? Daha önce resim ve fotoğraf sanatı ile de uğraşmışken, bu iki alanı değil de seramik sanatını tercih ettiniz?
Güliz Korkmaz Tirkeş Her zaman bir şey üretme merakım oldu. Küçüklüğümden beri farklı malzemelerle haşır neşir olup elime geçirebildiklerimle denemeler yapardım. Resim ve fotoğrafla uğraşmam da bu kapsamdaydı. Resimde biraz daha derine dalıp yüksek lisans bile yaptım. Ama nedenini bilmiyorum, seramikte malzeme beni öyle bir yakaladı ki, hiç bırakamadım. Herhalde bazıları için böyle oluyor, denerken tam da istediğiniz bir şey yakaladığınız anda işin rengi değişiyor. Elbette bu demek değil ki başka bir malzemeyle asla çalışmam. Bu üretimin doğasına aykırı. Yapmak istediğiniz şey ne gerektiriyorsa onu arıyorsunuz mutlaka. Fakat çamurla çalışmanın benim için bambaşka bir heyecanı olduğunu da inkar edemem. Birden diğer uğraşların yerini aldı.

Kamer Yılmaz Nasıl bir süreç geçiriyorsunuz üretirken? Sporla uğraşanlarda disiplinli bir antrenman süreci var ancak bu tarafta da bambaşka bir alan var... 
Güliz Korkmaz Tirkeş Süreçten bahsedince doğal olarak sonuç düşünmüş oluyoruz ve yaptığım ürünler o sonuç oluyor elbette. Ama bir adım geriye gidince üretim süreci hiç bitmeyen, arada alınan ürünlerin de aslında sonuç değil de daha uzun bir sürecin parçaları haline geldiği bir durum oluyor. Zaten bu bitmeme hali, dinamik durum bu kadar keyifli hale getiriyor. Bu iş tamamen süreç aslında, sürekli kafanda dönen bir şey. Kafanın içinde de sürekli bir üretim, sorgulama sürüyor, atölyede düşündüğün bir şeyi fiilen ortaya koymaya çalıştığında da başka bir süreç başlıyor. Sürekliliği sağlamak için de aslında disiplin gerekiyor. İnsan doğal olarak kolayı seçmeye meyilli. Biraz kendini bırakıp ara vermeye kalkarsan yeniden adapte olmak çok zaman alıyor. O yüzden zor geldiği dönemlerde bile kendimi düzenli çalışma temposunu kaybetmemek için zorluyorum. Disiplin o anlamda yaratıcı süreçler için de önemli diye düşünüyorum. Sürekli üretmeye çalışmak, işi kafanda sıcak tutmak önemli.

Kamer Yılmaz O halde sürekli bir şeyler düşünme, üretmeye çalışma hali nasıl devam ediyor?
Güliz Korkmaz Tirkeş Mesela bir süredir kendi kendime çizimler yapıyordum, rastgele, orada burada. Bir hedefim yoktu onları yaparken. Sonra tabaklar yapmaya başladığımda bu çizimleri kullandım. Şimdi bunlar ufak panolar oldu. Kuru ağaçlar, otlar vs. yapıyorum ama neden yapıyorum, özellikle onları neden çiziyorum bilmiyorum. Uzun zamandır resim de yapmıyordum üstelik. Onları yaptıktan sonra ağaçlara, dallara bakmış olduğumu fark ettim. Halbuki meraklısı bile değilim; bir ağacı diğerinden ayırt edemem ama bir şekilde beni etkileyen şeyler çıktı ortaya. Bazı şeyler kendiliğinden geliyor. Aslında desenler yapmak istiyordum, tamamen soyut şeyler çizmeyi düşünüyordum ama bir baktım onlar ağaç oldu, yaprak oldu. Her şey çok kontrollü ilerlemiyor benim açımdan en azından. O yüzden ben bu tür işlerle uğraşan herkesin kendini anlatabildiği düşüncesinde değilim. Aslında sen o anda sadece bir şey yapmanın yolunu arıyorsun; gözünün önüne gelen, kafana takılan, saplantı haline gelen, yapman gerektiğini hissettiğin ve sonunda da bazı formlar çıkıyor. Anlam çok net değil hiçbir zaman. Sen kendi içinden ortaya çıkması gereken bir iz ortaya çıkarıyorsun ve o iz bazen ona bakan bir başkasında bir yere denk düşüyor. O zaman da o insan yaptığın şeyden etkileniyor, onunla bağ kuruyor. Ona sahip olmak, onu görmek istiyor. Bir etki peşinde koşuyorsun ama farkında olarak yapılan bir şey değil bu. Bir an “oldu” diyorsun sonra “bir de bunu böyle denemeliyim” diyorsun ve bitmiyor, yaptıkların evriliyor. Zaten o kısmı keyifli. Nokta koymuyorsun hiç. 

Kamer Yılmaz Hem iş hayatınıza hem de seramik için nasıl vakit ayırıyorsunuz? Üstelik artık bir atölyeniz de var...
Güliz Korkmaz Tirkeş Atölyem olmadan önce ODTÜ’de Ödül Işıtman’ın seramik atölyesinde çalışıyordum. Öğle tatillerimde ve fırsat bulduğum her an gitmeye çalışıyordum. Hatta sergilenen işlerimi de orada hocamın desteğiyle ürettim. Yaklaşık iki senedir kendi atölyem olduğundan beri hafta sonlarımı neredeyse tamamen atölyeye ayırıyorum. Hafta içi de bazen öğlenleri, bazen de iş çıkışı uğruyorum. Bazen sabah erkenden işe gitmeden bile uğradığım durumlar oluyor. Atölyemin iş yerime oldukça yakın olması avantaj oluyor. Eşim çok destek oluyor, yoksa bu kadar zaman alan bir şeyi tek başına yürütmek, hele de küçük bir çocuğum varken olanaksız olurdu. Bazen oğlum da hafta sonu yanıma geliyor. Bazen de ufak tefek şeyler için eve bile yanımda malzeme götürdüğüm oluyor. Ya da evde çizim yaptığım durumlar olabiliyor. Ara sıra dinlenme ihtiyacı duyduğum dönemler olmuyor değil. Çünkü fiziksel anlamda da yorucu bir uğraş aslında seramik. Ama hafta sonu gün içinde atölyeye gidip pek çok iş yapıp, akşam da evde ailemle vakit geçirebiliyorum. Hatta şimdi yeni bir kitap çevirisine bile başladım. Kendi atölyem olduktan sonra fark ettiğim en önemli şeyler aslında insanın sandığından çok daha fazla vakti olduğu ve fiziksel kapasitesinin düşündüğünden çok daha fazla olduğuydu.

Kamer Yılmaz “İşler çok yoğun, hiç zamanım yok” diyenlere neler önerirsiniz? Vakit ayırabilmeyi siz hem de çalışan bir anne olarak nasıl başarıyorsunuz?
Güliz Korkmaz Tirkeş Demin de dediğim gibi aslında sandığımızdan çok daha fazla zamanımız var ve bir şekilde geçiriyoruz. Bunu sevdiğimiz bir şeye yönlendirdiğimizde hem değerleniyor, hem de hayat farklı bir anlam kazanıyor. Elbette herkesin kendi şartları farklıdır. Çalışma koşulları çok yıpratıcı olan insanlar açısından ahkam kesmek istemem. Kimse için bir genelleme yapılamaz. Ama ben seramiği o kadar sevdim ve bir şeyler üretme isteğim o kadar yoğundu ki öyle ya da böyle onu hayatımın orta yerine koymak istedim. Bunun için biraz konfordan feragat etmek gerekiyor belki de. Buna ihtiyaç duymak gerekiyor ya da. 

Kamer Yılmaz Seramiğe başlamak isteyenlere neler önerirsiniz?
Güliz Korkmaz Tirkeş Denesinler elbette. Artık pek çok yerde seramik kursları var. Üstelik seramik çok geniş olanakları olan bir alan. Ne yapmak istediğinize bağlı olarak çamurla ortaya çıkarılabilecek şeylerin, yöntemlerin ucu bucağı yok gibi bir şey. Bir şey üretmek isteyen herkes denesin, seramik değilse de başka bir malzeme. Üretme ihtiyacının karşılanması, sürekli yeni şeyler peşinde koşmak ve yaşamına bu tür bir dinamizmi katmak harika bir şey. Kimsenin ya da hiçbir bahanenin durdurmasına izin vermesinler.

Bu yazı ilk olarak Campaign Türkiye Nisan 2017 sayısında yayınlanmıştır.

Yorumlar (0/0)

Güvenlik kodunu hatalı girdiniz.


Input symbols

EN ÇOK OKUNANLAR

KÖŞE YAZARLARI Tüm Köşe Yazarları

Yapay zeka ve makine öğrenimi

Bülent Hiçsönmez -

Hadi paylaşalım!

Murat Çolakoğlu -

‘Nezaket’

Ömer Erdem -

İnan ki mümkün!

Murat Çolakoğlu -

Hikaye

Akın Arslan -

"İz bırakmak"

Ömer Erdem -

Heyecan verici bir beş yıl

Bülent Hiçsönmez -

Yeni dünyanın büyüme motoru

Bülent Hiçsönmez -

Türkiye YouTube’da ne yapıyor?

Bülent Hiçsönmez -

Fenomenlerin vergilendirilmesi

Yunus Çelikbiz -

Yaşasın asi markalar!

Emre Sayın -

Çal da dinleyelim!

Murat Çolakoğlu -

So long...

Tolga Tuna -