Hayatım Reklam: Merve Subaşı

Hayatım Reklam sayfamızın bu ayki konuğu Rafineri Kreatif Grup Başkanı Merve Subaşı oldu.

Neden reklamcı olmayı seçtiniz?

Bu soruyu sektörde geçirdiğim 17 yıl içerisinde kendime ciddi ciddi sorduğum an sayısı çok azdır herhalde. Genelde aşırı yorulduğum ya da kızdığım zamanlarda “Neden reklamcı oldum ben yaa ooff?” şeklinde sormuşluğum olabilir. O zamanlarda da değişik yaşlarda değişik cevaplar verdim. Örneğin çoook eskiden en hippi dönemimde; “sistemi değiştirmenin en iyi yöntemi sistemin içinde olmak, unutma!”, daha sonralarında “artık en iyi bunu yapmayı biliyorsun da ondan!” daha da sonralarında “çok seviyorsun kızım sen bu işi naz yapma” şeklinde alternatif cevaplarım olmuştur. Bugünse arada kendi kendime, “ne güzel meslek seçmişim ya afferim bana!” dediğim çok oluyor. Seni her zaman genç tutan, artık reklamcı olmasan bile üretmeden duramayacağın bir bünye kazandıran, “olmaz”dan çok “nasıl yaparız da olur?” demeyi öğreten, her sektörle ilgili bilgi edindiğin, inişi çıkışı bol olsa da coşkusu bol bir meslek bence. Seviyorum çok.

İçinde olmaktan gurur duyduğum kampanyalar:

İlk aklıma gelenler; VW Lovemark filmi, zamanında çok sevmediğim ama bugün geri dönüp baktığımda yüzümü güldüren bir Molfix ‘Beni Uyut’ filmi, IKEA No Overcharges ilanları, ilk Kristal Elma’yı aldığım Mercedes McLaren F1 filmi ve ben daha çocukken Ozan’ları Doristos Cem Yılmaz kampanyasını yaparken izlemiş olmak da çok gurur verici benim için.

Başkası tarafından yaratılmış favori kampanyam:

“If it’s not for you it’s not for you” diyen Arjantin Bağımsız Film Festivali işleri ve genel olarak Arjantin reklamcılığı. Dokunduğu her şey Skittles olan amca, Canal + ayı filmi, Write The Future ve Body From hijyenik ped için yaptıkları Blood filmi.

Kariyerimdeki en iyi an:

Gecenin bir vakti “Gümüş Aslan aldınız kızııım!!!” diye arandığım an.

İş hayatımdaki en utandırıcı anım:

Bir toplantı için “Merve, Fransızca bilen biri lazım noolur toplantıya gelsene” demelerinin üzerine benim iç toplantı sandığım toplantıya “olalalalalalala” diyerek aniden dalışım var. Bilseydim içeride takım elbiseli ciddi bir sürü insan olduğunu yapmazdım tabii ama. Yaptım bir kere.

Bir kampanyada beraber çalıştığım en iyi ünlü:

Brad Pitt, Ryan Gossling, Liv Taylor, Al Pacino, Natalie Portman ve George Clooney gibi beğendiklerim var ama henüz seçim yapmadım. Bir de süt ünlüsü Mert var tabii; 11 aylık Beko bebeği.

Bu sektörde birlikte çalışmaktan en mutluluk duyduğum insan:

Öyle bir iş ki; dünyanın en kötü müşterisine bile bakıyor olsan da ekip birlikte eğlenerek çalışan bir ekipse tamam bence. Birlikte çalışmaktan çok çok mutlu olduğum, çalışmak dışında dostlarım da olan birçok isim var. Teker teker herkesi saymak çok zor ama bunların arasında bana çok şey öğreten, beni ilerleten, büyüten isimler de yok değil. Herkesten önce benim için Ozan Varışlı gelir mesela. Zeynep & Volkan Karakaşoğlu kardeşler hem büyük dostum olan hem birlikte çalışmaktan aşırı keyif aldığım bir ikilidir. Emre Kaplan, İlkay Gürpınar, Kerim Gürsel, Erçin Sadıkoğlu, Ayşe Bali ve bana bir art direktörden yazar olmayı öğreten Ozan Can Bozkurt. Ozan Can Bozkurt olmasaydı ajansta sabahlar olmazdı, iş yapış şeklim bile tam aynı olmazdı öyle diyeyim.

Kariyerimde en büyük etkiye sahip olan kişi:

Hiç şüphesiz Ozan Varışlı. Canım, canım dostum, abim, kardeşim, canım benim. Bana öğrettiği her şeyden, duruşundan, fikrinden, dürüstlüğünden, bozulmamışlığından, neşesinden, keyfinden sadece birlikte çalışmak değil hayatta karşıma çıkmış olmasından çok mutlu olduğum bir insan.

 

Bu yazı ilk olarak Campaign Türkiye Mayıs 2017 sayısında yayınlanmıştır.

 

Yorumlar (0/0)

Güvenlik kodunu hatalı girdiniz.


Input symbols

EN ÇOK OKUNANLAR